MENU

Gergerlioğlu: 49’a 51’den alternatif çıkar

Zeki Sezer: Parti değiştirmeler ilkesel yapılmalı

23 Temmuz 2017 Akın Birdal: İnsan hakları tüm dünyada korumasız kaldı için yorumlar kapalı Okunma: 30928

Akın Birdal: İnsan hakları tüm dünyada korumasız kaldı

Türkiye’de insan hakları mücadelesi denilince ilk akla gelen isimlerden birisi Akın Birdal. İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) kuruluş sürecinde önemli görevler üstelenen Birdal uzun yıllar İHD’nin Genel Sekreterliği ve Genel Başkanlığı görevini yürüttü. Suikast girişimine uğradı, hapis cezaları aldı. Siyasi kimliğiyle de ön plana çıkan Birdal 2007 genel seçimlerinde Diyarbakır’dan milletvekili seçilerek parlamentoya girdi.

Akın Birdal’la Büyükada’da toplantı yapan insan hakları savunucularının tutuklanmalarını, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra ilan edilen OHAL’le birlikte Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlallerini ve dünyada insan hakları mücadelesinin geldiği noktayı konuştuk. Birdal’a göre insan hakları mücadelesi yürütenler tüm dünyada korumasız ve kaldı. Bu durumda Batı ülkelerindeki tavır değişikliklerinin etkisinin büyük olduğunu belirten Birdal’a göre insan haklarına duyarsız kalınması diktatörlüklerin işini kolaylaştırıyor.

Siz yaşamınız boyunca insan hakları mücadelesinin içinde oldunuz. İçlerinde uluslararası insan hakları örgütlerinin temsilcilerinin de olduğu insan hakları savunucularının tutuklanmasını nasıl değerlendirmek gerekir?

İnsan hakları ve ihlalleri bu kadar ihlal edilince sistematikleşince bunların gizlenmesi saikiyle yapılan saldırılar. Çünkü insan hakları savunucuları kendilerini, hak ve özgürlüklerin korunması savunulması geliştirilmesi ve insan hakları ihlallerini teşhir etmekle yükümlü sayarlar. Kaldı ki uluslar arası hukukta insan hakları savunucularının bu yükümlülüğünü, bir hak olarak kabul eder ve koruma altına alır.

1998’de Birleşmiş Milletler, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 50’nci yılında, insan hakları savunucularının korunmasına dair bir bildirge yayınlayarak bunu uluslararası bir korumaya da almıştır. İnsan hakları savunucuları bunu yapıyor. Uluslararası Af Örgütü, Uluslararası Af Örgütü Federasyonu, Human Rights, Helsinki Watch ve bu uluslararası örgütlere üye olan yerel örgütler. Biz Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu üyesiyiz. Şimdi son günlerde ne kadar insan hakları ihlali işlenmişse o kadarda insan hakları savunucularına saldırı artıyor. Çünkü onlar bunları teşhir ediyorlar. Son üç yıldır başta yaşam hakkı olmak üzere temel insan haklarına yönelik ihlaller buradan kaynaklanıyor.

‘EN ÖNEMLİSİ İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNE YÖNELİK SALDIRILAR’

En önemlisi de ifade ve basın özgürlüğüne yönelik saldırılar ile insan hakları savunucularını susturmaya yönelik bu ihlaller koşut halde gidiyor. Çünkü onlar da aynı işlevi yerine getiriyorlar. Toplumun bilgi edinme, haber alma hakkının önüne duvar konuluyor. Bu uluslararası insan hakları örgütlerinin korunması da yerel örgütleri ve iktidarları cesaretlendiriyor. Örneğin gerek Birleşmiş Milletler gerek Avrupa Konseyi, gerekse AGİT (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı) çerçevesinde çıkan sözleşme, antlaşma ve bildirgeleri kabul eden ülkeler onları kendi hukukuna göre düzenlemekle taahhüt altına girmişlerdir. Bu anayasanın 90’ıncı maddesi uyarınca da insan hakları konusunda bir anlaşmazlık halinde, kabul edilen uluslararası hukuk, iç hukukun üstündedirder.

Sanırım siz dünyada da insan hakları örgütlerine yönelik bir kayıtsızlığın ve saldırının olduğunu düşünüyorsunuz?

Evet, son yıllarda Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle daha da hızlandı. Dünyada insan hakları ve halkların hakları korunmasız ve savunmasız kaldı. Oysa insan hakları evrenseldir, insanlığın ortak gözetimi ve korunmasındadır. Ve uluslararası hukukla güvence altına alınmıştır. Burada sorun hem uluslararası hukukun, hem de insan hakları konusunda yerel hukukun gücünü yitirmiş olmasından kaynaklanıyor. Örneğin son üç yıldır bölgede yaşananlar. Sur tarihi ve kültürel bir mirastır. Yerle bir edilip yıkılıyor. İnsanların yaşam hakkı yok ediliyor. Cezaevleri gazeteci doldu. Ve uluslararası topluluk bu konuda yükümlülüğünü yerine getirmedi.

‘SADECE ENDİŞE DUYDUKLARINI DİLE GETİRDİLER’

Bu konuda nasıl bir tepki verebilirlerdi?

Bu uluslar üstü hukukun gereğinin yerine getirilmemesi halinde bazı yaptırımlar var. Örneğin ekonomik yaptırımlar, siyasal, sosyal yaptırımlar. Peki başta Birleşmiş Milletler olmak üzere ne yaptı bu ülkeler. Sadece olup bitenden kaygı duyduklarını, endişe duyduklarını dile getirdiler. Hiçbir uluslararası topluluk ve ülke bu yaptırımları gündeme getirmedi. Örneğin, silah satışları ya da ekonomik bazı yaptırımlar. Sadece büyük harflerle endişe duyduklarını dile getirdiler. Ama hiçbir devlet yada uluslararası topluluk bu yaptırımları dile getirmediler. Bakın uluslararası Af Örgütü -gerçekten milyonlarca üyesi olan ve insan hakları alanında herkes tarafından kabul edilen bir kurumdur- Türkiye temsilcisi tutuklandı. Bizde kurum içi eğitim denilen bir şey var. İnsan hakları alanındaki gelişmeleri değişimleri izleriz. Türkiye İnsan Hakları Vakfı ve İnsan Hakları Derneği her yıl belli bir yerde insan hakları aktivistlerinin katıldığı toplantılar yapar.

Büyükada’da yine bu şekilde yapılan benzer bir toplantı. Şimdi arkadaşların böyle bir ihbar nedeniyle hiçbir kanıt belge olmaksızın gözaltına alınmaları, gözaltının uzatılması sonrada silahlı bir örgüt üyesi oldukları savıyla tutuklanmaları kabul edilemez. Son olarak Adana ve Diyarbakır’da Dr. Necdet İpekyüz, Dr.S elçuk Mızraklı ve diğer arkadaşların başına gelen de bu saldırıların bir devamıdır.

Terörle ilişkilendirilmek dünyada da insan hakları savunucularının sık sık karşı karşıya kaldığı bir suçlama. Siz dünyadaki insan hakları savunucularının da bu konuda verdiği tepkiyi sanırım yeterli bulmuyorsunuz.

Elbette böyle bir durum var… Herkes kendi ayağına basıldığı zaman tepki gösteriyor.Oysa insan hakları savunuculuğu hiç tanımadığınız bilmediğiniz insanların, hakları, özgürlükleri için mücadele edebilmektir.

birdalson

‘GEÇMİŞTE KAMPANYALAR KARŞILIK BULUYORDU’

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan geçmişte Uluslararası Af Örgütü’nün kendisi için de bir kampanya yürüttüğü hatırlatılınca “Yaptılar da ne oldu ben yine içeri girdim” demişti. Fakat geçmişte hem Türkiye’de hemde dünyada insan hakları örgütlerinin yaptıkları kampanyalarla serbest bırakılan yada üzerindeki baskı hafifletilen bir çok örnek var. Bugün yeterli bir karşı çıkış yok mu.

Geçmişte bu daha güçlüydü. Türkiye vicdanını harekete geçirebiliyordu. Ve iktidarlar, devlette bu tür dayanışma eylemlerini dikkate alıyordu. Birçok gazeteci, emekçiler için her kesimden insan hakları ihlalleri için dayanışma oluyordu. Ve Türkiye’nin vicdanı harekete geçiyordu. Bugün de bazı şeyler oluyor. Barış için imza veren akademisyenler için, işlerinden atılan emekçiler için, kadına yönelik şiddet için bir dayanışma var. Ama muhatabı yok. İnsan hakları sorunsalı muhalefetin sığınağı oldu. Bakın geçmişte çok önemli kampanyalar yürütüldü. Özellikle 1980 darbesi sonrasında. Ama muhatabını buluyordu. Fakat şimdi ne yazık ki muhatabını bulamıyoruz. Bakın şimdi Nuriye ve Semih ölümün kıyısındalar. Neler yapılmadı. Heyetler oluşturduk, komisyonlar oluşturduk. Hükümette üç bakana başvurduk, olumlu yada olumsuz yanıt alamadık. İmza kampanyaları sürdürüldü. Uluslararası meclislere platformlara taşındı. Fakat bir umursamazlık var. Geçmişte AKP ve bir çok yetkili hatta başta Cumhurbaşkanı, muhalefette iken insan haklarına sarılıyordu. Oysa insan hakları muhalefetin değil herkesin sorununa dönüşmeli. O zaman insan hakları hukuku ve bilinci oluşur. Şimdi hukukun üstünlüğünü yitirdiği yerde insan hakları olmaz. Ve adaletten söz edilemez.

‘AVRUPA İNSAN HAKLARI DEĞERLERİNDEN UZAKLAŞTI’

12 Eylül sonrasında insan hakları mücadelesi başladığı zaman dönemin askeri iktidarı bu kampanyalardan çekiniyordu. Özellikle yurtdışındaki kampanyaların bir etkisi oluyordu. Şimdi uluslar arası güç mücadelesinin sanki bir parçası haline getirildi. Gözalaltına alınan gazetecilerin ve insan hakları savunucularının bir rehin politikası ile tutuklandıkları iddiası var.

Doğru, şimdi sorun başta Avrupa’nın da insan hakları normlarından ve değerlerinden uzaklaşmış olmasından kaynaklanıyor. Bakın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi dahi devletlerin, siyasetin etkisi altına girdi. Örneğin mülteciler konusunda. Avrupa’nın kendi değerlerinden hukuk normlarından uzaklaşmış olması, başka insan haklarını ihlal eden devletlerin elini güçlendirdi ve cesaretlendirdi. Buna AİHM dahil. Mülteciler konusunda bir insan hakları dramı yaşanıyor. Ne yaptı Avrupa? ‘Alın şu kadar parayı mültecileri hapsedin’ dedi. Bu konuda yansıyan ihlalleri biliyoruz. Yansımayan kim bilir neler vardır.

Bence artık dünya yeniden insan hakları konusunda fikriyat, bir hukuk oluşturmalı. İnsan hakları dünyada korumasız ve savunmasız bırakıldı. O zaman bu otoriter rejimlerde kendisini daha ağır hissettiriyor. Ama insanın gerçeği arayışı durdurulamıyor. İnsanın insan olmaktan kaynaklanan hakları bir gün mutlaka yaşanır hale gelecek, hukukun güvencesi altına alınacak. İnsanın diline, dinine, etnik yada siyasal kimliğine bakmaksızın haklardan ve özgürlüklerden yararlanılacak. Türkiye’de 31 yıldır İHD’nin 21 yıldır İnsan Hakları Vakfı’nın mücadelesi bunun için sürüyor. Uluslararası kurumlar ile bir dayanışma içindeyiz. İnsan hakları kuruluşları savunucuları durdurulmak isteniyor. Bu yolda çok bedeller ödendi. Zaten hak ve özgürlüklerin kullanımı o dönem ödenen bedeller üzerine inşa ediliyor.

‘İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARI KAHRAMAN DEĞİL’

90’lı yıllarda muhafazakar kesimin içinden de çeşitli insan hakları kuruluşları çıktı. Başörtüsü tartışmaları başlamıştı. Gözaltılar çeşitli insan hakları ihlalleri yaşanmaya başlandı. Belki bunun sonucunda İHD’nın yanı sıra Mazlum-Der başta olmak üzere muhafazakar camiada da insan hakları kuruluşları ortaya çıktı. Ben Mazlum-Der’in Dev-sol üyesi olduğu gerekçesiyle işkenceye uğrayan bir genç için basın açıklaması yaptığını hatırlıyorum. Bugün çok büyük sayılarda tutuklamaların, gözaltıların, KHK ile işten çıkarmaların olduğu böyle bir dönemde bu kuruluşların bir tepkisini göremiyoruz. Sizce bunun sebebi nedir.

Kuruluş aşamasında Mazlum Der ile İHD’nin ortaklaştığı birçok konu vardı. Ama sonra onlar üzerinde de bir dizi baskılar oldu. Biliyorsunuz son olarak Mazlum Der’e doğrudan müdahale edildi. Yönetim değişikliği falan yapıldı. Bu bir, ikincisi insan hakları bakışındaki perspektif önemli. Arkadaşların baktığı pencere daraldı. Oysa insan hakları evrensel olduğu kadar da bütünseldir. Bu bakıştan kaynaklanan eksiklikler oldu, şu anda da bir etkinlikleri kalmadı. İnsan haklarını özümseyen herkes, bu herkesi özümsemediğiniz zaman, bir daralma oluyor. Şu işkence görürse ona sessiz kalınabilir. Olmaz. İşkence hiç kimseye karşı yapılamaz. Herkes düşünce, vicdan,inanc özgürlüğünü sonuna kadar kullanacak.

En önemlisi de insan hakları savunucuları, bence kahraman değil ama, korkudan kurtulmuş insanlar. Ne kadar korkuyu yenmişse o kadar hak arama mücadelesinin kanalları genişletilebiliyor.

‘TÜRKİYE KÖR BİR KUYUYA HIZLA GİDİYOR’

80 sonrasından bugüne insan hakları mücadelesinde neler başarıldı. O günün koşulları ile bugün karşılaşılan zorluklar açısından karşılaştırma yapabilir misiniz. Bir dönem işkencenin sistematik olmaktan çıktığına ilişkin bir tespit vardı. Son birkaç yıldır ise yoğun işkence iddiaları gelmeye başladı.

Bu Ankara’nın tercihleri ile ilgili. Bir de dünyada taşlar yerinden oynadı. Yaşanan durum Türkiye’nin yüzünü orta doğudan Avrupa’ya çevirmesi ile doğrudan ilişkili. Örneğin daha önce Avrupa Birliği müktesebatı kabul edilmişti. En son beş altı madde kalmıştı hükümet onlara da uyacağını taahhüt etmişti. Sonradan yönelimi değişti. Taşlar yerinden oynadı Ortadoğu’daki güç savaşında Türkiye taraf oldu. Buda teşhir edildi. Nitekim dün Suudi Arabistan, “Artık Türkiye’nin Ortadoğu’ya sızması önlenecektir” dedi. Ki orada da artık dengeler değişti.

1980 darbesi bir askeri darbeydi. İnsan hakları en fazla, totaliter rejimlerde, askeri darbe dönemlerinde ve savaşlarda ihlal edilir. Şu anda bir askeri darbe dönemi yok, ama daha ağır insan hakları ihlalleri gerçekleşiyor. Hukuktan daha fazla uzaklaşılıyor. İnsanlığın ortak kazanımlarından daha fazla uzaklaşılıyor. Türkiye bence kör bir kuyuya hızla gidiyor. İlk dönemdeki sessizlik bu günlere getirdi.

Bugün yapılmayanların yapılmaması halinde yarının tehlikesini içinde taşıyor. O nedenle yalnızca insan hakları örgütlerinin değil, herkesin sorumluluğu haline gelmeli insan hakları savunuculuğu. Başta muhalif siyasi partiler, emek örgütleri, ekonomi ile demokrasinin ayrılmazlığından hareketle işveren örgütleri bu ihlallere karşı sessiz kalmamalı. Bu insanların gözaltına alınmasını çok ciddi tehlikeli bir gidişin işareti olarak görmeli. Hak ve özgürlüklere karşı topyekun bir saldırıya karşı, topyekun hak özgürlük ve adalet gücünü oluşturmak gerekiyor. Bu saldırıların engellenmesi ve geriletilmesi gerekiyor. Başka bir kurtuluş yolu yok.

Total Score 94%

Cast: 95%

Music: 69%

Camera: 79%

Screenplay: 85%

Comments are closed.